Son yıllarda kadınlar, giderek artan şekilde sağlıkları üzerinde söz sahibi olmaya başlamışlardır ve tıp bilimi de kadınların bu değişen arzu ve ihtiyaçlarını hevesle karşılamaktadır; artık annelerin önünde birçok doğum seçeneği bulunmaktadır. Günümüzde kadınlar genellikle daha doğal şartlarda doğum yapmak istemektedir ve hem hastane hem de ev koşullarında bu mümkündür.
Myomlar rahim ve rahim ağzında görülen, rahim yapısında bulunan düz kas dokusundan gelişen selim (iyi huylu) tabiatlı tümöral yapılardır. Burada şunu vurgulamakta fayda vardır ki; tümör kelimesi tüm insanlarda kanser lafını çağrıştırmaktadır. Vücutta ister iyi huylu ister kötü huylu şişliklerin hepsine birden tıbbi olarak tümör yada tümöral yapılar adı verilir. Myomlar bir bezelye tanesi büyüklüğünden basket topu büyüklüğüne kadar değişebilen boyutlarda olabilir. Genellikle yuvarlak ve pembemsi renktedirler ve uterus (rahim) içinde her yerde bulunabilirler. Devamını Oku
Myoma Uteri ve Fibromyoma yada Fibroid rahimin kendisinin veya damarlarının düz kaslarından veya içindeki bağdokusundan, gelişen iyi huylu bir tümördür. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık 2/5’inde ve ençok 40 ve 50’li yaş gruplarındaki kadınlarda izlenmektedir. Çocuk istemi olan kadınlarda myom bulunması daha özel ve dikkatli takibi gerektiren bir durumdur.
Memede gelişen birçok tümör türü bulunmaktadır. Bunlar meme dokusu içindeki konumları ve uzak yerlere yayılım yapıp yapmamalarına göre birbirinden ayrılır.
Tümörler memede sütün yapıldığı yer olan lobüllerde meydana gelebilir. Bu durumda kanser, lobüler meme kanseri veya karsinomu adını alır. Duktal karsinom ise sütü meme başına taşıyan kanallarda oluşan kanserlere verilen isimdir.
Ek olarak, erken evrede bir tümörün, meme içinde henüz oluştuğu yerle sınırlı olması in situ veya non-invaziv olarak tanımlanır. Benzer bir yaklaşımla, tümörün memenin başka kısımlarına yayılması ise invaziv veya infiltratif olarak isimlendirilir.
Bu durumda dört kombinasyon bulunmaktadır:
- İn situ lobüler karsinom (LCIS), gerçek bir kanser olarak ele alınmaz ancak ileride kanser olasılığının arttığını gösterir.
- İnfiltratif (invaziv) lobüler karsinom (ILC), invaziv meme kanserlerinin %5′ini oluşturur.
- İn situ duktal karsinom (DCIS), non-invaziv meme kanserleri arasında en sık görüleni ve en iyi tedavi edilebilenidir.
- İnfiltratif (invaziv) duktal karsinom (IDC), en sık görülen meme kanseri olup invaziv meme kanserlerinin %80′ini oluşturur.
Meme kanseri yayıldığında koltuk altı lenf nodlarında da kanser hücreleri bulunabilir. Aksiller lenf nodları adı verilen bu nodlara ulaşan bir kanser, vücudun başka bölgelerine de yayılabilir. Aksiller lenf nodu tutulumu aynı zamanda yinelemenin (rekürrens) de bir göstergesidir. Meme kanseri başka organlara yayıldığı zaman metastatik meme kanseri adını alır. Kemikler, karaciğer ve akciğerler; meme kanserinin sık yayılım gösterdiği organlardandır.
Risk altındaki kişiler
Bir kadında meme kanseri görülme riski yaşla birlikte artar, 35 yaşından genç kadınlarda olasılık oldukça düşüktür. Bir kadının tüm yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski 8′de 1′dir.
Aşağıdaki faktörler meme kanseri riskini arttırırlar (alfabetik sırada verilmiştir):
- Âdet düzeni: İlk âdetini 12 yaşından önce görme veya 55 yaşından sonra menopoza girme
- Ailede meme kanseri öyküsü
- Çocuk sahibi olmama veya ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğurma
- Genetik değişiklikler: BRCA1 ve BRCA2 gibi genlerde meydana gelen değişiklikler
- Irk: Beyaz ırkta daha yüksek risk bulunmaktadır
- İyi huylu meme hastalığı
- Kişide meme kanseri öyküsü
- Östrojen replasmanı (hormon replasman tedavisi veya HRT): Menopoz sonrası 5 yıl veya daha uzun süreli tedavi
- Radyasyon: Özellikle bebeklik veya çocukluk döneminde göğüs bölgesine radyasyon alınması
- Yaşam tarzı: Günde bir kadeh veya daha fazla alkollü içki tüketilmesi
Meme kanseri belirtileri
Erken evre meme kanseri olan bir kadında ağrı veya başka şikâyetler bulunmayabilir. Ancak kanser ilerledikçe aşağıdaki belirtiler ortaya çıkar:
- Memede, meme çevresinde veya koltuk altında şişlik veya sertlik,
- Meme şekli veya boyutunda değişme,
- Meme başında akıntı veya hassasiyet; meme başı çekilmesi,
- Memede çukurlaşma; meme derisinde portakal kabuğu görünümü,
- Meme derisi, areola (meme başı çevresindeki renkli halka) veya meme başında gözle görülen veya hissedilen bir değişiklik.
Bu belirtiler bulunan kadınların doktora başvurmaları önem taşımaktadır. Belirtilerin sebebi kanser olmasa bile emin olmak için muayene ve tetkik yapılması gereklidir.
Göbeğiniz oturduğunuzda akordeon misali kat kat katlanıyorsa ve bu durum sizi rahatsız ediyorsa, ondan kurtulmak için diyet ya da egzersiz tek başlarına yeterli olmayacaktır. İşte göbek eritmenin sırları…
İnce bir vücuda sahip olduğu halde göbeğinden yakınanlara veya ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar göbeklerini bir türlü eritemeyenlere sıkça rastlarsınız. Hatta bazıları, televizyonlarda reklâmı yapılan ilginç görünümlü karın çalıştıran aletlerden satın bile almıştır, ama tabii bunların istenilen randımanı veremediklerini anlamaları da uzun sürmez.
Aslında ‘göbek problemi’, kulaktan dolma diyet ve egzersiz yöntemleriyle çözümlenemeyecek kadar önemli bir sorun. Bu konuda uzman önerileri doğrultusunda hareket etmek ve sabır göstermek, ’sıkı ve düz bir karna sahip olmanın’ anahtarı.
İstenilen ölçülerde, düzgün ve orantılı bir vücuda sahip olmak için özen gösterilmesi gereken hususlar, şu başlıklar altında özetlenebilir…
Beslenme
Düz bir karın istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken en önemli nokta ‘beslenme‘ konusudur. Yağlardan kurtulmak için öncelikle kan şekeri seviyesini kontrol altına almanız gerekiyor. Bu da en iyi günde 4-6 öğünle sağlanır. Tabii 6 öğün deyince aklınıza, masalar dolusu yemek gelmesin.
Bir öğün, sebzeli bir omlet de olabilir, meyve doğradığınız bir mısır gevreği de, ya da yarım fincan pilavla bir parça tavuk ve bolca salata veya bir elma. Temel olarak üç ana ve üç ara öğün tüketebilirsiniz. Burada amaç, az ama sık yemektir. Böylece ihtiyacınız kadar protein ve karbonhidrat ve az miktarda da yağ tüketmiş olursunuz.
Oranlar
Uzmanlar, alınan kalorinin yüzde 80′inin karbonhidratlardan gelmesi halinde, sıkı ve düz bir karna sahip olmanın pek mümkün olmadığını belirtiyor. Oranların değişebileceğini, ama kalorilerin yüzde 55′inden fazlasının karbonhidrattan alınmasının, vücuttaki yağdan kurtulmada pek yardımcı olmayacağını ifade eden uzmanlar, vücut tolere edebiliyorsa, az miktarda karbonhidrat alarak diyet yapılabileceğini, ama önemli olanın yüzde 55 sınırını aşmamak olduğunu kaydediyor.
Zamanlama
Uzmanlar, bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça vücudun bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalıştığını vurgulayarak, kan şekerini kontrol etmek için, gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesini, çünkü bunun, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olduğunu bildiriyor.
Kalori
Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde yine de düz bir karna sahip olamayanların, kilosunu sabit tutmak için günde kaç kalori alacağını öğrenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, “Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız” önerisinde bulunuyor.
Kalori azaltma
Uzmanlar, kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerektiğini ifade ederek, “Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız” bilgisini veriyor.
Tutarlılık
Haftanın 6 günü bu programın uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebileceğini kaydeden uzmanlar, “Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki bu da yağ yakmanızı durdurur” uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor.
Ağırlık çalışması
Uzmanlar, haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışmasının, hem vücuttaki kas kütlesini arttırdığını hem de metabolizma hızını arttırdığını vurgulayarak, “Çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dâhil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz” diyorlar.
Kardiyovasküler egzersizler
Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri yapılmasını öneren uzmanlar, “Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz” ifadesini kullanıyorlar.
Meme dokusu, yağ ve bağ dokusu ile desteklenen memenin süt yapımını sağlayan kesecik ve kanallardan oluşur.
Kesecikler ve kanalcıklar üzüm salkımı şeklinde kümeler teşkil ederler ve sonra kanalcıklar geniş süt kanallarına dökülürler. Bu geniş süt kanalları her bir ana bölgenin (lob) süt salgısını toplar. Her bir memede bu loblardan 15-20 adet vardır ve bunların kanalları genişleyerek meme başına ulaşır ve dışarı açılırlar.
Bu süt yapıcı sistemin büyümesi pek çok hormonal etkene bağlı olarak iki aşamada oluşur. Ergenlik ve gebelik döneminde gerçekleşen bu aşamalarda özellikle gebelik sırasında östrojen, progesteron ve prolaktin hormonlarının aşırı miktarda artmalarına bağlı olarak memenin süt yapan (glandüler ) dokusu artmaya başlar, kanallar uzar, dallanır ve süt yapan kesecikler büyür. Buradaki epiteller yağ damlacıklarıyla yüklenir ve işte bu ilk oluşan süte yağdan zengin olduğu için kolostrum denir. Süt salgılanması progesteron etkisi ile baskı altına alınır. Doğumla birlikte hızla östrogen ve progesteronun ortadan kaybolması ile süt salgısı başlar. Sütün memeden fışkırması emme olayının negatif basıncına bağlı değildir. Arka hipofizden salınan oksitosin hormonununu kan yolu ile keseciklere ve kanallara ulaşarak miyoepitel hücrelerinin kasılmasını sağlar. Bu etki sütün ana kanallardan meme başındaki açıklıklara doğru fışkırmasına neden olur. Bu hormon aynı zamanda lohusalarda rahmin kasılıp küçülmesini de sağlar. Sütün devamı için prolaktin, sütün sağılması içinse oksitosin hormonu gereklidir. Devamını Oku
‘Kadın Sünneti’ yani klitorisin (bızır) kesilmesi (Klitoridektomi), Kadın
Cinsel Sakatlamalarının en yaygın yöntemidir. Bu sünnet’ten çok penisektomi (
yani erkekte penisin kesilmesi) ile özdeştir ve eş anlamlıdır. Erkek
sünneti, penisi örten koruyucu derinin kesilmesini içerir, ama penise zarar
vermez . Kadında yapılan sünnet ise en hafifi klitorisin ,bızır, kesilmesi ( Klitoridektomi ) olup amaç , kadında cinsel zevk organı olan klitorisi
tahrip ederek bekareti korumak, kadının cinselliğini ve cinsel duygularını
engellemek olup bir çok istenmeyen tıbbi komplikasyonlara risklere hatta
ölüme dahi sebep olabilmektedir. Ülkemizde uygulanmayan ve geleneklerimizde
kesinlikle olmayan bu sünnet tipi daha çok Afrika ülkelerinde yaygındır.
Kadındaki Sünnet Ne Şekilde Yapılmaktadır.Değişik Formlardaki Kadın
Sünneti Nedir?
Genellikle
ilkel ve geleneksel koşullarda yapılan bu sünnet bir çeşit operasyon olup
değişik ülkelerde farklı biçimde uygulanmaktadır. Amacı kadının ve genç
kızların cinselliği oldukça geç keşfetmelerini amaçlayan ve bekareti
korumaya yönelik olan bu işlem oluşturduğu tıbbi riskler ve toplumsal
şikayetlerden dolayı bir çok ülkede yasaklanmaya başlamıştır.
Dünya Sağlık
Örgütü kadın sünnetini sınıflamak amacıyla bu girişimleri değişik guruplara
ayırmıştır. Tip I (Sunna) veya sünnet’de sadece klitorisin (bızır) bir kısmı veya
tamamı çıkarılır. Tip II (Eksizyon)’de klitorisin tamamı ile labia minörün
bir kısmı veya tamamı çıkarılır. Tip III’ (infîbulation) de klitorisin
tamamı ile labia minörün bir kısmı veya tamamı ve labia majörün medial
kısımları çıkarılır ve kalan insizyon kenarları tamamını kapsayacak şekilde
kapatılırken idrar ile menstrüel kan akımım sağlayacak küçük bir delik
oluşturulur. Bu en son ve en ağrı olan tip yaygın olarak Somali’de
uygulanan bir kız sünneti olup, bızır (klitoris), küçük ve büyük dudaklar
kesilip alınmakta, idrar ve kanama açıklığı kalacak şekilde dikilip,
bacaklar aylarca bağlı tutularak yaranın iyileşmesi beklenmektedir. Firavun
sünneti de denilen bu işlem, bekaretin en kesin garantisi olarak
görülmekte olup çok ciddi tıbbi sonuçlar doğurabilmektedir.
Kadın sünneti resimleri aşağıda sırasıyla en basitinden en komplike olan
kadın sünneti’ne göre verilmiştir.
Kadın Sünneti Hangi Ülkelerde Uygulanmaktadır?
Birleşmiş Milletler (BM), her yıl çoğunluğu Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde olmak
üzere 3 milyon kadının sünnet edildiğini, ölüm riski taşıyan bu geleneğin
hükümetlerin desteklemesi durumunda bir kuşak içinde terk edilebileceğini
duyurdu.
UNICEF tarafından yayımlanan raporda, verilerin daha iyi toplanması
sonucunda, dini değil, geleneksel bir uygulama olan kadın sünnetinin,
sanıldığından daha yaygın olduğunun ortaya çıktığı belirtildi. Konunun
hassasiyeti nedeniyle kadın sünneti nedeniyle kaç kadının öldüğünün tespit
ve tahmin edilemediği kaydedildi.
Afrika’da Sahra Altı bölgesi ve Ortadoğu’daki 28 ülkede şimdiye kadar 128
milyon kadının sünnet edildiği belirtilen raporda, her yıl sünnet edildiği
tahmin edilen 3 milyon kadının yaklaşık yarısının Mısır ve Etiyopya’da
yaşadığı bildirildi.
Organizmanın gıda almak için gösterdiği, ruhsal bir reaksiyon olan iştah ; Yemekleri görmek düşünüp tad ve kokularını almakla uyanmaktadır.Başlarda hoş bir duygudur ancak giderilmediği zaman rahatsızlık verebilir.Göğüs kafesinin altında ağrı ve rahatsızlık verebilir.Açlık doyurulmazsa kişi bitkinlikten şikayet edebilir.
Mide hastalıklarında iştahda çoğalma yada azalma olabilir.İştah değişmeleri başka hastalıklarda görülür.Bu yüzden mide hastalıkları icin kesin bir bulgu sayılmaz.İştahta azalma beden ve ruh hastalıklarınında göstergesidir.Midenin organik hastalıklarında ağrı cok görülür.Midenin iç duvarı olan mukazoası duyarlı değildir. Fakat mide gerilir ve dalganıp kasılması arttıgında ağrı duyulur.Ağrıların yemeklerle olan ilişkisi, hastalığın tanısında (teşhisinde) oldukça önemli ipuçları verir. Ağrıların yemeklerle olan ilgisini saptayabilmek için bir değil, birçok günler, yemekle ilgisi ortaya konmalıdır. Devamını Oku
Menapoz sırasında kadınların ağız ortamlarında çok değişik belirtiler gözlemek mümkündür. Bu belirtilerin tümü aynı anda bir kişide görülebildiği gibi biri ya da birkaçı birlikte da görülebilir.
*Ağız kuruluğu “xerostomia”
*Ağızda hassasiyet.
*Ağızda ağrı ya yanma hissi
*Diş fırçalama sonrası ağızda yanma (özellikle sodium lauryl sulfates (SLS) içeren diş macunları kullanıldığından sonra) Tat alma duyusunda değişiklik.
Çene kemiğinde erime.