Myomlar

admin tarafından 29 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok
ImageMyoma Uteri ve Fibromyoma yada Fibroid rahimin kendisinin veya damarlarının düz kaslarından veya içindeki bağdokusundan, gelişen iyi huylu bir tümördür. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık 2/5’inde ve ençok 40 ve 50’li yaş gruplarındaki kadınlarda izlenmektedir. Çocuk istemi olan kadınlarda myom bulunması daha özel ve dikkatli takibi gerektiren bir durumdur.

ImageRisk faktörleri nelerdir ?
Myomların oluşması için çeşitli risk faktörleri araştırılmıştır. En önemli risk faktörleri; hiç doğum yapmamış olmak, yumurtlamanın olmamasına bağlı olarak gelişen karşılanmamış östrojen yapımı, şişmanlık ve ırktır. İdeal vücut ağırlığının üzerindeki her 10 kilogram için risk %10 artmaktadır. Beyaz kadınlarda siyah ırka göre yaklaşık 4 kat daha sık görülmektedir. Myomu olan hastalarda genellikle ailenin diğer kadınlarında da miyom vardır.Bu da myomların gelişiminde bazı kalıtsal faktörlerin rol oynamasına bağlıdır. Bazı çalışmalarda myomu olan kadınlarda bazı kromozomlardaki kırılmaların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Rahimde myom gelişimi riskini azaltan en önemli faktör ise doğum kontrol hapı kullanımıdır.

Myom nedenleri nelerdir ?
Myom gelişimini başlatan faktörler henüz kesin olarak bilinmemektedir. Myom gelişimi ile hormonların bağlantısı olduğunu gösteren kanıtlar vardır :

  • Ergenlik öncesi myom gelişimi çok nadirdir.
  • En sık rastlandığı dönem yumurtlamanın bozulduğu, östrojen üretiminin karşılanmadığı menopoz öncesi 40’lı yaşlardır.
  • Menopozdan sonra myomların büyümeleri durur veya geriler.
  • Myomlara östrojen fazlalığına bağlı olarak gelişen diğer hastalıklar yani yumurtlama bozuklukları, hiperplazi (rahim iç duvarının kalınlaşması) ve polipler eşlik eder.
  • Myomlar kadınlık hormonlarından progesteronun yüksek olduğu gebelik döneminde hızlı büyürler.
  • Kadınlık hormonlarını baskılayan ve adeta menopoza benzer durum yaratan ilaçlar myomları küçültür.

Myom çeşitleri nelerdir ?
Myomlar rahimin değişik bölgelerinde bulunabilir. Rahimi tamamen büyüten myomlar olduğu gibi, rahim boşluğuna uzanan myomlar (submüköz myom), rahim duvarı dışına uzanan myomlar (subseröz myom) ve hem rahim duvarını kalınlaştıran hem de rahim boşluğuna doğru uzanan myomlar (intramural myom) gelişebilir. Bazı hastalarda tek bir myom mevcutken bazılarında çok sayıda myom görülebilir. Myomlar çok büyük çaplara ulaşabilir ve bazı durumlarda göbeğe kadar uzanan büyüklükte bir ur oluşturacak kadar büyürler.

Rahim boşluğuna doğru gelişen myomlar rahim yüzeyini arttırdıkları ve düzensiz rahim duvarı dökülmelerine yol açtıkları için adet (regl) kanamalarının artması, uzaması veya düzensiz kanamalar olması şeklinde belirti verebilirler. Myomların hızlı büyümesi durumunda myomların damarları ile beslenmesi bozulur ve myomlarda dejeneratif değişiklikler ortaya çıkar. Bu dejeneratif değişiklikler kendini özellikle ağrı ile ortaya çıkarır. Bazı myomlar rahim duvarına ince bir sap ile bağlıdırlar ve bu sapın kendi etrafında dönmesi (torsiyon) nedeniyle beslenmeleri bozulur ve ağrı şikayeti ve hatta daha ileri hallerde acil hastaneye başvurmayı gerektirecek belirtiler verebilirler.

Rahim boşluğundan gelişen bazı myomlar ise rahim ağzını geçerek hazneye (vajene) doğru uzanırlar (vajene doğmuş myom).

Myomlarda görülen belirti ve şikayetler nelerdir ?

Normal kadın doğum muayenesinde myom tesbit edilen hastaların hemen endişelenmeleri ve korkulara kapılmaları gereksizdir. Kadınlarda oldukça sık görülen myomlar her zaman bir belirti vermeyebilir. Myomu olan kadınların sadece %20-30’unda myoma bağlı şikayetler ortaya çıkar. Bu nedenle tüm myomların tedavi edilmesi gerekmemektedir, myomların çoğunda düzenli aralıklarla 6-12 ayda bir kadın doğum kontrollerinin yapılması yeterlidir.

Myom tedavisi nasıl yapılır ?
Myomların klasik tedavisi cerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Ancak bu klasik tanım son zamanlarda (myoma bağlanan ve tıbbi yolla ilaç ve diğer ameliyat dışında kalan yöntemlerle düzeltilemeyen) yakınması olmayan hastaların ameliyat edilmemesi şeklinde özetlenmektedir.

Klasik olarak aşağıdaki durumlarda myomların tedavisi gerekmektedir:

  1. Myoma bağlı olarak kanama, ağrı veya mesane (idrar torbası) veya makata baskı olması
  2. Menopoza girilmesine rağmen myomda büyüme
  3. İdrar yollarına baskı ve idrar akışında güçlük ortaya çıkması
  4. Myomun kendi sapı etrafında dönmesi (torsiyon)
  5. Myoma bağlı olarak karın boşluğunda sıvı toplanması
  6. Myomda bozulmaya bağlı (dejeneratif)değişiklikler ile ortaya çıkan akut karın tablosu (bulantı, kusma, karında hassasiyet, gaz çıkarmada güçlük)
  7. Rahim ağzından hazneye uzanan myom (vajene doğmuş myom)
  8. Myomun rahimi üç aylık gebelik büyüklüğünden daha fazla büyütmesi
  9. Çocuk olmasına myomun engel olduğu durumlar

Gebelik ve Myom
Gebeliklerin %3’ünde gebelikle birlikte myom da tesbit edildiği bildirilmektedir. Gebelikle birlikte myom bulunduğu hallerde myomun büyüklüğü ve rahimde yerleşmiş olduğu yere bağlı olarak düşükler, erken doğum, eşin (plasenta) erken ayrılması, doğum sonu kanama gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Myoma bağlı kanamalar uzun sürerse kansızlığa yol açabilir.

Bir çok myomlu kadının hastaneye geliş nedeni uzamış, artmış veya düzensizleşmiş adet kanamaları ve kansızlıktır. Çocuğu olmayan hastalarda da myomlar büyüklüğü ve yerleşim yerine göre (bazı araştırma sonuçlarına göre rahimin herhangi bir yerindeki herhangi büyüklükteki tüm miyomlar) çocuk olmasını güçleştiren bir neden olarak karşımıza çıkabilir.

Myom Tedavisi
Myomların tedavisi cerrahidir. Myom cerrahi tedavisi öncesinde kadınlık hormonların baskılayıp adeta bir menopoz yaratarak myom çapında küçülmeye neden olan bazı hormonal ilaçlar kullanılabir. Bu ilaçların myomları küçültücü etkisi geçicidir, bu ilaçlar bırakıldıktan bir kaç ay sonra myomlar eski çaplarına dönerler.

Bu nedenle bu ilaçlar ancak cerrahi girişim öncesi bu cerrahi girişimi kolaylaştıracaksa verilebilir. Bu ilaçların menopoza ve menopozun getirdiği sorunlara (ateş basması, uykusuzluk, haznede kuruluk, kemiklerde zayıflama ve benzeri etkiler) yol açmaları nedeni ile sürekli kullanımı mümkün değildir.

Doğurganlığın korunmak istendiği hastalarda büyük bir çoğunlukla rahim korunarak sadece myom çıkarılabilir (myomektomi). Bu işlem myomun yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak açık ameliyat veya endoskopik yöntemler (laparoskopi) kullanılarak gerçekleştirilebilir. Çocuk olmaması nedeni ile myomlara cerrahi işlem uygulanılacak kişilerde cerrahinin getireceği yarar ile oluşturacağı yan etkiler iyice tartışılmalı ve ameliyata ona göre karar verilmelidir. Myomektomi ameliyatının istenmeyen etkileri rahim boşluğunda bozulma, yapışıklık veya karın içi yapışıklarla tüplerin etkilenmesidir.

Bu nedenle myomu olan ve çocuk isteyen hastalarda ameliyat öncesi tetkikler titizlikle yapılmalı (ultrasonografi, ilaçlı rahim filmi-HSG) ve ameliyatın yarar getireceği durumlarda cerrahi girişime karar verilmelidir.

Doğurganlık çağını geçmiş veya daha fazla çocuk istemeyen hastalarda ve rahimin korunmasının mümkün olamayacağı ileri derecede büyük myomlarda rahimin tümüyle alınması gerekebilir. Bu işlem de sıklıkla açık ameliyat şeklinde yapılır, uygun vakalar kapalı ameliyat (laparoskopi- endoskopi) ile gerçekleştirilir. Ameliyat öncesi hastaya myomların yerleri, rahimin büyüklüğü, ameliyat şekli, ameliyat sonrası görülebilecek durumlar ve ameliyat sonucu gelişebilecek olası durumlar gayet ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır.

Rahimi alınan kadınlar eğer doğurganlık yaşlarında ise ve yumurtalıklarında herhangi bir anormallik yoksa yumurtalıklar ameliyat sırasında alınmaz ve bu hastalarda ameliyat sonrası menopoz belirtileri ortaya çıkmaz. Hastalara ameliyat sonrasında da yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası nasıl bir takip planlandığı ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Rahimin alınması ameliyatı (histerektomi) sadece doğurganlığı sonlandıran bir işlemdir, hastanın cinsel yaşamını sürdürmesine engel olmaz.

Myomu kadın doğum muayenesi sırasında tesbit edilen herhangi bir şikayeti olmayan ve doktorları tarafından herhangi bir tedavi önerilmeyen hastaların endişelenmesine gerek yoktur. Bu hastaların aslında tüm kadınların da uygulaması gerektiği gibi 6-12 ay aralıklarla düzenli bir şekilde kadın doğum muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.

Hastaların çoğunda myomların zaman içerisinde kötü bir hastalığa dönüşeceğine dair korkular vardır. Myomlarda kanser gelişimi (leomyosarkom) oldukça düşük (1000’de 1-3 cıvarında) bir ihtimaldir, bu nedenle tüm myomların ameliyatla alınmasına gerek yoktur. Kadınlarda oldukça sık görülen bir hastalık olması nedeni ile kadınların myomlarla ilgili belirtilere dikkat etmeleri ve düzenli kontrolleri gereklidir.

Özet olarak ;
Myom belirtileri:

  • Düzensiz veya aşırı kanama ve buna bağlı kansızlık
  • Karında kitle
  • Ağrı ve komşu organ rahatsızlıkları ( Mesane ve kalın bağırsak alışkanlıklarının değişmesi, sık idrar ,kabızlık vb)
  • Kısırlık, gebelik kaybı gibi doğurganlığın etkilendiği durumlar
  • Myomun bozulmasına (dejenere olmasına) bağlı ani ağrı vb yakınmalarıdır.

Myomun Tedavi Seçenekleri;
Myomda tedavi mutlaka kişiselleştirilmelidir. Menapoza girecek bir kadın bile rahminin korunmasını (risklerini bilerek) isteyebilir veya henüz doğurganlık çağındaki bir kadın tekrar ameliyat olabilme riskini göze almayıp tüm rahmin çıkarılmasını isteyebilir.

  • Cerrahi tedavi açık yada endoskopik (Laparoskopi ve Histeroskopi) yöntemler kullanılırç Bu metodla tüm rahim çıkarılabilir (TAH veya LAVH) yada sadece myom çıkarılabilir (Myomektomi)
  • İlaçla Tedavi geçici küçülme ve düzelme sağlamasına rağmen özel durumlarda kullanılabilir. Bu metodla GnRH analogları (geçici menapoz, progesteron türevleri ve levonorgesterol içeren rahim içi aletler ile kanamanın azaltılarak operasyon ihtiyacının azaltılması sağlanır.
  • Diğer: Bu yöntemlerden bir kısmı araştırma aşmasında olup gelecekte daha sık ve kolay uygulanabilecekleri düşünülmektedir;
  1. Myom damarlarının tıkanarak veya yakılarak myomun küçültülmesi veya şikayetlerin düzeltilmesi (selektif uteri arter embolizasyonu)
  2. Endoskopik yöntemlerle myom içine girilerek elektrik akımı ile yakarak (elektromyolizis) veya dondurularak (kriomyolizis) myomun yok edilmesi.

Hepinize sağlık dolu günler dileriz.

Meme kanseri nedir, nasıl anlaşılır?

admin tarafından 29 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Memede gelişen birçok tümör türü bulunmaktadır. Bunlar meme dokusu içindeki konumları ve uzak yerlere yayılım yapıp yapmamalarına göre birbirinden ayrılır.

Tümörler memede sütün yapıldığı yer olan lobüllerde meydana gelebilir. Bu durumda kanser, lobüler meme kanseri veya karsinomu adını alır. Duktal karsinom ise sütü meme başına taşıyan kanallarda oluşan kanserlere verilen isimdir.

Ek olarak, erken evrede bir tümörün, meme içinde henüz oluştuğu yerle sınırlı olması in situ veya non-invaziv olarak tanımlanır. Benzer bir yaklaşımla, tümörün memenin başka kısımlarına yayılması ise invaziv veya infiltratif olarak isimlendirilir.

Bu durumda dört kombinasyon bulunmaktadır:

- İn situ lobüler karsinom (LCIS), gerçek bir kanser olarak ele alınmaz ancak ileride kanser olasılığının arttığını gösterir.
- İnfiltratif (invaziv) lobüler karsinom (ILC), invaziv meme kanserlerinin %5′ini oluşturur.
- İn situ duktal karsinom (DCIS), non-invaziv meme kanserleri arasında en sık görüleni ve en iyi tedavi edilebilenidir.
- İnfiltratif (invaziv) duktal karsinom (IDC), en sık görülen meme kanseri olup invaziv meme kanserlerinin %80′ini oluşturur.

Meme kanseri yayıldığında koltuk altı lenf nodlarında da kanser hücreleri bulunabilir. Aksiller lenf nodları adı verilen bu nodlara ulaşan bir kanser, vücudun başka bölgelerine de yayılabilir. Aksiller lenf nodu tutulumu aynı zamanda yinelemenin (rekürrens) de bir göstergesidir. Meme kanseri başka organlara yayıldığı zaman metastatik meme kanseri adını alır. Kemikler, karaciğer ve akciğerler; meme kanserinin sık yayılım gösterdiği organlardandır.

Risk altındaki kişiler

Bir kadında meme kanseri görülme riski yaşla birlikte artar, 35 yaşından genç kadınlarda olasılık oldukça düşüktür. Bir kadının tüm yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski 8′de 1′dir.

Aşağıdaki faktörler meme kanseri riskini arttırırlar (alfabetik sırada verilmiştir):

- Âdet düzeni: İlk âdetini 12 yaşından önce görme veya 55 yaşından sonra menopoza girme
- Ailede meme kanseri öyküsü
- Çocuk sahibi olmama veya ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğurma
- Genetik değişiklikler: BRCA1 ve BRCA2 gibi genlerde meydana gelen değişiklikler
- Irk: Beyaz ırkta daha yüksek risk bulunmaktadır
- İyi huylu meme hastalığı
- Kişide meme kanseri öyküsü
- Östrojen replasmanı (hormon replasman tedavisi veya HRT): Menopoz sonrası 5 yıl veya daha uzun süreli tedavi
- Radyasyon: Özellikle bebeklik veya çocukluk döneminde göğüs bölgesine radyasyon alınması
- Yaşam tarzı: Günde bir kadeh veya daha fazla alkollü içki tüketilmesi

Meme kanseri belirtileri

Erken evre meme kanseri olan bir kadında ağrı veya başka şikâyetler bulunmayabilir. Ancak kanser ilerledikçe aşağıdaki belirtiler ortaya çıkar:

- Memede, meme çevresinde veya koltuk altında şişlik veya sertlik,
- Meme şekli veya boyutunda değişme,
- Meme başında akıntı veya hassasiyet; meme başı çekilmesi,
- Memede çukurlaşma; meme derisinde portakal kabuğu görünümü,
- Meme derisi, areola (meme başı çevresindeki renkli halka) veya meme başında gözle görülen veya hissedilen bir değişiklik.

Bu belirtiler bulunan kadınların doktora başvurmaları önem taşımaktadır. Belirtilerin sebebi kanser olmasa bile emin olmak için muayene ve tetkik yapılması gereklidir.

Güzellik banyosu sayesinde cildinizi koruyun

admin tarafından 29 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Eski çağlarda odun külü, bitki yağı, kepek ve soda karışımı sabun ve küller, peeling malzemesi olarak kullanılırdı. Bugün ise yapmanız gereken tek şey var; sayısız ürün arasından, size en uygun olanını seçmek…

Banyo yaparken bunlara dikkat

Sabunu, cildin doğal asit dengesini bozduğu için, doğrudan cilde uygulamayıp, elde köpürterek kullanın. Cildin kurumasını önlemek için de banyo sonrasında mutlaka kremlenin.

Duş jellerinin gereğinden fazla kullanımı, cildin çabuk kurumasına neden olur. Bu yüzden, jeli bolca suyla karıştırın. Yağ üretiminin normalden az olduğu kolları ve bacakları ise köpürtmeyin.

Cilt yüzeyindeki ölü hücreler, cildin iyi nefes almasını engeller. Arındırıcı kremlerle yapacağınız banyo ile, cildi ölü hücrelerden temizler ve cildin daha fazla oksijen almasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca, arındırma sırasında kan dolaşımı da hızlandığından, vücuttan toksinlerin atılmasını da kolaylaştırırsınız.

Arındırma işlemini, etkili olabilmesi için, haftada 1 ya da 2 kez tekrarlayın. Arındırma işleminde, bacaklardan başlayarak, yumuşak ve dairesel hareketlerle özellikle dirsekler, dizler ve omuz başları gibi pütürlü bölgelere önem verin. Sert kıllı lifler kullanmaktan kaçının ve arındırma sonucu vücudunuzu iyice durulayın.

Su sıcaklık ayarını, nasıl bir sonuca ulaşmak istediğinize göre belirleyin. 20 derecenin altındaki su sıcaklığı, kan dolaşımını hareketlendirir. Banyo sırasında bacak ve göğüs bölgenize su tutarak dolaşımınızı hızlandırabilirsiniz.

25 derece su sıcaklığı, dokulara dirilik, esneklik kazandırmak ve tutulmaları gidermek için ideal sıcaklıktır. 37 derece su sıcaklığı ise, vücut ısısıyla aynı sıcaklıkta olduğu için gevşetir ve rahatlatır. Bu sıcaklıktaki suyun içinde 15 dakikadan fazla kalmamaya özen gösterin ve çıkmadan önce bacaklarınıza soğuk su tutun.

Göbek eritmenin altın kuralları

admin tarafından 29 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Göbeğiniz oturduğunuzda akordeon misali kat kat katlanıyorsa ve bu durum sizi rahatsız ediyorsa, ondan kurtulmak için diyet ya da egzersiz tek başlarına yeterli olmayacaktır. İşte göbek eritmenin sırları…

İnce bir vücuda sahip olduğu halde göbeğinden yakınanlara veya ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar göbeklerini bir türlü eritemeyenlere sıkça rastlarsınız. Hatta bazıları, televizyonlarda reklâmı yapılan ilginç görünümlü karın çalıştıran aletlerden satın bile almıştır, ama tabii bunların istenilen randımanı veremediklerini anlamaları da uzun sürmez.

Aslında ‘göbek problemi’, kulaktan dolma diyet ve egzersiz yöntemleriyle çözümlenemeyecek kadar önemli bir sorun. Bu konuda uzman önerileri doğrultusunda hareket etmek ve sabır göstermek, ’sıkı ve düz bir karna sahip olmanın’ anahtarı.

İstenilen ölçülerde, düzgün ve orantılı bir vücuda sahip olmak için özen gösterilmesi gereken hususlar, şu başlıklar altında özetlenebilir…

Beslenme

Düz bir karın istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken en önemli nokta ‘beslenme‘ konusudur. Yağlardan kurtulmak için öncelikle kan şekeri seviyesini kontrol altına almanız gerekiyor. Bu da en iyi günde 4-6 öğünle sağlanır. Tabii 6 öğün deyince aklınıza, masalar dolusu yemek gelmesin.

Bir öğün, sebzeli bir omlet de olabilir, meyve doğradığınız bir mısır gevreği de, ya da yarım fincan pilavla bir parça tavuk ve bolca salata veya bir elma. Temel olarak üç ana ve üç ara öğün tüketebilirsiniz. Burada amaç, az ama sık yemektir. Böylece ihtiyacınız kadar protein ve karbonhidrat ve az miktarda da yağ tüketmiş olursunuz.

Oranlar

Uzmanlar, alınan kalorinin yüzde 80′inin karbonhidratlardan gelmesi halinde, sıkı ve düz bir karna sahip olmanın pek mümkün olmadığını belirtiyor. Oranların değişebileceğini, ama kalorilerin yüzde 55′inden fazlasının karbonhidrattan alınmasının, vücuttaki yağdan kurtulmada pek yardımcı olmayacağını ifade eden uzmanlar, vücut tolere edebiliyorsa, az miktarda karbonhidrat alarak diyet yapılabileceğini, ama önemli olanın yüzde 55 sınırını aşmamak olduğunu kaydediyor.

Zamanlama

Uzmanlar, bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça vücudun bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalıştığını vurgulayarak, kan şekerini kontrol etmek için, gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesini, çünkü bunun, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olduğunu bildiriyor.

Kalori

Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde yine de düz bir karna sahip olamayanların, kilosunu sabit tutmak için günde kaç kalori alacağını öğrenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, “Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız” önerisinde bulunuyor.

Kalori azaltma

Uzmanlar, kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerektiğini ifade ederek, “Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız” bilgisini veriyor.

Tutarlılık

Haftanın 6 günü bu programın uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebileceğini kaydeden uzmanlar, “Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki bu da yağ yakmanızı durdurur” uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor.

Ağırlık çalışması

Uzmanlar, haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışmasının, hem vücuttaki kas kütlesini arttırdığını hem de metabolizma hızını arttırdığını vurgulayarak, “Çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dâhil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz” diyorlar.

Kardiyovasküler egzersizler

Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri yapılmasını öneren uzmanlar, “Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz” ifadesini kullanıyorlar.

Emzirme Sorunları

admin tarafından 20 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Meme dokusu, yağ ve bağ dokusu ile desteklenen memenin süt yapımını sağlayan kesecik ve kanallardan oluşur.

Kesecikler ve kanalcıklar üzüm salkımı şeklinde kümeler teşkil ederler ve sonra kanalcıklar geniş süt kanallarına dökülürler. Bu geniş süt kanalları her bir ana bölgenin (lob) süt salgısını toplar. Her bir memede bu loblardan 15-20 adet vardır ve bunların kanalları genişleyerek meme başına ulaşır ve dışarı açılırlar.

Bu süt yapıcı sistemin büyümesi pek çok hormonal etkene bağlı olarak iki aşamada oluşur. Ergenlik ve gebelik döneminde gerçekleşen bu aşamalarda özellikle gebelik sırasında östrojen, progesteron ve prolaktin hormonlarının aşırı miktarda artmalarına bağlı olarak memenin süt yapan (glandüler ) dokusu artmaya başlar, kanallar uzar, dallanır ve süt yapan kesecikler büyür. Buradaki epiteller yağ damlacıklarıyla yüklenir ve işte bu ilk oluşan süte yağdan zengin olduğu için kolostrum denir. Süt salgılanması progesteron etkisi ile baskı altına alınır. Doğumla birlikte hızla östrogen ve progesteronun ortadan kaybolması ile süt salgısı başlar. Sütün memeden fışkırması emme olayının negatif basıncına bağlı değildir. Arka hipofizden salınan oksitosin hormonununu kan yolu ile keseciklere ve kanallara ulaşarak miyoepitel hücrelerinin kasılmasını sağlar. Bu etki sütün ana kanallardan meme başındaki açıklıklara doğru fışkırmasına neden olur. Bu hormon aynı zamanda lohusalarda rahmin kasılıp küçülmesini de sağlar. Sütün devamı için prolaktin, sütün sağılması içinse oksitosin hormonu gereklidir. Devamını Oku

Dış Gebelik

admin tarafından 20 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

dış gebelikYumurtalık yolunda oluşan hamileliğin ismi  ’dış gebelik’ dir.. Laporoskopi ismi verilen uygulama şekli ile delikler açılarak yapılabileceği gibi normal sezaryen ile de yapılabilir.

bebeğin gelişimi sürecinde tüpdeki bir yırtılma ile ortaya çıkan kanamayı önlemek için dış gebeliği bitirmek gerekir.Operasyon ile kabsulün ve gebelik ürününün alınması <diğer bir adıyla salpingectomie>  gerekebilir ancak sadece gebelik ürününün alınması da yeterli olabilir. Devamını Oku

Kadınların sünet olması

admin tarafından 12 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

‘Kadın Sünneti’ yani klitorisin (bızır) kesilmesi (Klitoridektomi), Kadın
Cinsel Sakatlamalarının en yaygın yöntemidir. Bu sünnet’ten çok penisektomi (
yani erkekte penisin kesilmesi)  ile özdeştir ve eş anlamlıdır. Erkek
sünneti, penisi örten koruyucu derinin kesilmesini içerir, ama penise zarar
vermez . Kadında yapılan sünnet ise en hafifi klitorisin ,bızır, kesilmesi ( Klitoridektomi ) olup  amaç , kadında cinsel zevk organı olan klitorisi
tahrip ederek bekareti korumak, kadının cinselliğini ve cinsel duygularını
engellemek olup bir çok istenmeyen tıbbi komplikasyonlara risklere hatta
ölüme dahi sebep olabilmektedir. Ülkemizde uygulanmayan ve geleneklerimizde
kesinlikle olmayan bu sünnet tipi daha çok Afrika ülkelerinde yaygındır.

Kadındaki Sünnet Ne Şekilde Yapılmaktadır.Değişik Formlardaki Kadın
Sünneti Nedir?

Genellikle
ilkel ve geleneksel koşullarda yapılan bu sünnet bir çeşit operasyon olup
değişik ülkelerde farklı biçimde uygulanmaktadır. Amacı kadının ve genç
kızların cinselliği oldukça geç keşfetmelerini amaçlayan ve  bekareti
korumaya yönelik olan bu işlem oluşturduğu tıbbi riskler ve toplumsal
şikayetlerden dolayı bir çok ülkede yasaklanmaya başlamıştır.

Dünya Sağlık
Örgütü kadın sünnetini sınıflamak amacıyla bu girişimleri değişik guruplara
ayırmıştır. Tip I (Sunna) veya sünnet’de sadece klitorisin (bızır) bir kısmı veya
tamamı çıkarılır. Tip II (Eksizyon)’de klitorisin tamamı ile labia minörün
bir kısmı veya tamamı çıkarılır. Tip III’ (infîbulation) de klitorisin
tamamı ile labia minörün bir kısmı veya tamamı ve labia majörün medial
kısımları çıkarılır ve kalan insizyon kenarları tamamını kapsayacak şekilde
kapatılırken idrar ile menstrüel kan akımım sağlayacak küçük bir delik
oluşturulur. Bu en son ve en ağrı olan tip yaygın olarak Somali’de
uygulanan bir kız sünneti olup, bızır (klitoris), küçük ve büyük dudaklar
kesilip alınmakta, idrar ve kanama açıklığı kalacak şekilde dikilip,
bacaklar aylarca bağlı tutularak yaranın iyileşmesi beklenmektedir. Firavun
sünneti de  denilen bu işlem, bekaretin en kesin garantisi olarak
görülmekte olup çok ciddi tıbbi sonuçlar doğurabilmektedir.

Kadın sünneti resimleri aşağıda sırasıyla en basitinden en komplike olan
kadın sünneti’ne göre verilmiştir.

Kadın Sünneti  Hangi Ülkelerde Uygulanmaktadır?

Birleşmiş Milletler (BM), her yıl çoğunluğu Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde olmak
üzere 3 milyon kadının sünnet edildiğini, ölüm riski taşıyan bu geleneğin
hükümetlerin desteklemesi durumunda bir kuşak içinde terk edilebileceğini
duyurdu.

UNICEF tarafından yayımlanan raporda, verilerin daha iyi toplanması
sonucunda, dini değil, geleneksel bir uygulama olan kadın sünnetinin,
sanıldığından daha yaygın olduğunun ortaya çıktığı belirtildi. Konunun
hassasiyeti nedeniyle kadın sünneti nedeniyle kaç kadının öldüğünün tespit
ve tahmin edilemediği kaydedildi.

Afrika’da Sahra Altı bölgesi ve Ortadoğu’daki 28 ülkede şimdiye kadar 128
milyon kadının sünnet edildiği belirtilen raporda, her yıl sünnet edildiği
tahmin edilen 3 milyon kadının yaklaşık yarısının Mısır ve Etiyopya’da
yaşadığı bildirildi.

Gebeliğin oluşması ve doğum

hopa tarafından 3 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Gebeliğin oluşması ve doğum

Cinsel ilişki sırasında vajinaya boşalan sıvıda bulunan spermlerden biri rahim tüplerindeki yumurta ile birleşirse “döllenme” gerçekleşir. Döllenen yumurta çoğalarak küçük bir yumak haline gelir. Bu sırada rahim duvarı anne karnındaki bebeği besleyebilmek için kalınlaşır.

Sonradan bebek haline gelecek hücre yumağı, beslenmek için rahim duvarı içine gömülerek burada gelişimini sürdürür. Bebek ilk haftalarda bu şekilde yaşar, daha sonra annenin hormonlarının etkisiyle rahim kası içinde annenin damarları ve bebeğin hücrelerinden oluşan bir alan, eş (plasenta) oluşur. Eş, ortalama 280 günlük bir gebelik süresince bir kordonla, su kesesi içinde rahimde yaşayan bebeğin göbeğine bağlı olarak, onun anne karnından beslenip gelişmesini sağlar. Gebelik sırasında adet görülmez. Devamını Oku

Gebelikte cinsel yaşam nasıl olmalı?

hopa tarafından 3 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Çoğu kez, gebeliğin cinsel arzuyu artırdığı mı, yoksa azalttığı mı, sorusu ortaya çıkar. Gebelik döneminde fizyolojik açıdan cinsel organlarda daha fazla kan toplandığı için cinsel arzuların artması gerekir.

Gebeliğin başlangıcında vajina duvarlarının esnek duruma gelmesi, erkekte de artan bir uyarılma oluşturur. Gebelik sırasında kadının cinsel yaşamla ilgili düşünceleri üç kategoriye ayrılabilir. Devamını Oku

Kraliçe Kleopatra ve güzellik sırları

hopa tarafından 3 Ağustos 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Tarihin sonsuz girdabında kaybolmayıp günümüzde de güzellik sırları ile adından söz ettiren ve Roma İmparatoru 54 yaşındaki Sezar’ı bile baştan çıkaracak kadar etkileyici olan Kraliçe Kleopatra, güzel olmak için neler yapıyordu? İşte merak edilen bu soruların cevapları…

Son Mısır kraliçesi ve firavun Kleopatra, iktidar gücünün yanı sıra güzelliği ile de yüzyıllardır gizemini korumaya devam ediyor. Ancak kraliçe Kleopatra yaşadığı yüzyılda dünyanın en verimli ve en büyük topraklarına sahip olmasının yanında güzelliğine düşkünlüğüyle de tanınıyordu. Asırlar öncesinin en güçlü ve etkileyici kadını kraliçe Kleopatra, güzel olmak için süt banyosu yapıyor ve çamur kullanıyordu. Devamını Oku

Her Hakkı CBAG yazılıma aittir
Canbag